Romalılar Kır ve Çoban Tanrısı Pan’a lupus ('kurt') sözcüğünden türetilen Lupercus, bu tanrı için kutlanan bayramlara da Lupercalia adlarını vermekteydiler.
O zamanki bir inanışa göre Lupercalia’nın Yunanistan’ın Arkadia bölgesinde kutlanan Lykaia (‘Kurt’) Bayramları ve Çoban Tanrısı Pan kültü ile bir ilişkisi vardı.
Olasılıkla İ.S. II. yüzyılda yaşamış olan tarih yazarı Justinus’a göre, bu kutlamalar sırasında Lupercus’un çıplak bir heykeli bir keçi postuna sarılırdı (Hist. Phil. 43.1).
Cicero, Ovidius, Horatius, Plutarkhos ve Varro gibi antik yazarlardan öğrendiğimize göre, Roma’da Luperci adı verilen Pan rahiplerinin (sacerdotes) oluşturdukları bir dernek, her yılın Şubat ayının 15. günü tanrı Pan için Lupercalia adında bir festival düzenlemekte ve kentin arınmasını ve bereketi sağlamak amacı ile bazı sıradışı ritüeller gerçekleştirilmekteydi.
Lupercalia olasılıkla, aynı tarihte kutlanan ve Februa (‘arınma’) adı verilen eski bir arınma bayramı ile ilişkili olduğundan, bu kutlamalar ‘arınma ayı’ olan Februarius’da yapılmaktaydı.
Lupercalia şenliği sırasında gerçekleştirilen ritüeller sırasında, Roma’nın efsanevî kurucuları sayılan Romulus ve Remus’un dişi bir kurt (lupa) tarafından emzirildiği ve romulus-and-remus kentin ilk kurulduğu yer olan Palatinus Tepesi’nin yamacında yer alan Lupercal adındaki mağarada birçok keçi ve bir köpek kurban edilir ve burada akan kan bir bıçakla iki gencin alınlarına sürülür ve daha sonra bu kan süte batırılmış bir yün parçası ile kurulanırdı.
Daha sonra, ellerinde kurban edilen keçilerin derilerinden yapılmış postlara bürünmüş yarıçıplak rahipler (luperci) Palatinus Tepesi’nin etrafında koşarlar ve bu sırada ellerinde bulunan keçi derisinden yapılmış kamçılarla yol kenarına gönüllü olarak dizilmiş olan seyircilere ve özellikle kadınlara vururlardı.
Çünkü bununla doğurganlığın artacağına ve doğum sancılarının azalacağına inanılırdı. Bu ritüellere ayrıca arınma törenleri de eşlik etmekteydi.
12 Şubat 2020 Çarşamba
Milyonlarca Ölümden Sorumlu Kara Ölüm Nedir?
Vebanın, dört yüz yıl boyunca Avrupa, Orta Asya ve çevresini etkilediği ve her 10 ila 20 yılda bir tekrar döndüğü az bilinen bir gerçek.
Kötü şöhretli gaga maskeleri olan Veba Doktorları, Kara Ölüm ile yaygın olarak ilişkilidir. Bununla birlikte, bu kostümler çok daha az yaygındı ve daha sonra 17. yüzyılda ortaya çıktı.
Ole Jørgen Benedictow tarafından yazılan “Kara Ölüm 1346-1353: Bütün Tarih” adlı kitapta, Benedictow Avrupa nüfusunun %50-60’ının Kara Ölüm esnasında öldüğünü tahmin ediyor. Bu oran, sıklıkla Avrupalıların üçte birinin hastalıktan yok olduğu belirtilenden bile daha yüksek.
Kara Ölüm Ne Zaman Başladı?
Kara Ölüm, Orta Doğu ve Avrupa’yı 1346-1353 yılları arasında sarstı, ancak Orta Asya’nın Tibet Platosu’nda birkaç on yıl daha erken başlamış olabilir.
14. ve 18. yüzyıllar arasında tekrar nükseden veba salgını süreci, İkinci Veba Salgını olarak biliniyor. İlk Salgın MS 6. ila 8. yüzyıllarda meydana geldi. Üçüncü Salgın ise kabaca 1860-1960 yılları arasında sürdü.
Benedictow, “Kara Ölüm’ün, İkinci Veba Salgınının ilk felaket salgın dalgası” olduğunu yazıyor. İkinci Veba Salgınından sonraki birkaç salgın daha az yıkıcıydı fakat her nüksettiğinde yine de nüfusun %10 ila 20’sini öldürmeye devam etti.
Kara Ölüm, Ortaçağ Avrupa’sında binlerce insanın ölümünden sorumluydu. O dönemden kalma bu resim, ölüm dansı için ölülerden mezardan çıkan iskeletleri gösteriyor. Nuremberg Kroniği (1493)
Kara Ölüm Avrupa’yı Nasıl Etkiledi?
Ortaçağ ve Erken Modern insanlar vebaya alıştı ve periyodik nüfus kaybı uzun adımlar ile gerçekleşti. Doktorlar ve bilim insanları, özellikle vebanın toplumlara gelişini ve yayılışını önlemek açısından, vebayı tedavi etmek ve daha iyi anlamak için çalıştı.
Kara Ölüm Ne Zaman Son Buldu?
1665 yılı Londra Büyük Vebası İngiltere’de son önemli salgındı ve ayrıca 17. yüzyıl sonrasında İspanyol ve Alman topraklarında da kayboldu.
1720-1721’de Fransa Marsilya’daki veba, Batı Avrupa’da patlak veren son büyük veba salgınıydı.
Moskova’da sokak köpekleri sabahın erken saatlerinde yaşadıkları varoşlardan yola çıkıyorlar… Metroya binip, kolaylıkla yiyecek buldukları şehir merkezine geliyorlar… Sokak köpeklerinin geceyi geçirdikleri varoş bölgelerine gitmek için metro kullandıklarını farkeden uzmanlar onları incelemiş. Bu incelemenin sonunda elde ettikleri bulgular onları daha da şaşırtmış. Dr. Andrei Poiarkov gözlemlerini şöyle anlatıyor: “Farkettik ki, köpekler doğru metro durağında inmek için alıştırma yapıyorlar. Birbirlerine metroda ne kadar kalmaları gerektiğini öğretiyorlar. Bu köpekler için en iyi yiyecek kaynağı şehir merkezinde… O yüzden de yaşadıkları bölge olan varoşlardan şehir merkezine gitmeyi öğrenmeleri gerekiyordu. Onları incelememiz sonuncunda farkettik ki, sabah erken saatlerde metroya binip şehir merkezine gidiyorlar, akşam mesai bitiminde de tekrar metroya binip varoşlara dönüyorlar. İnsanlardan hiçbir farkları yok.Bazen trende uyuyakalıyorlar ve inmeleri gereken durağı kaçırıyorlar… İncelememiz sırasında sokak köpeklerinin trafik lambalarına da uygun hareket ettiklerini gördük. “
Tabii, bu arada Moskova halkının da bu köpekleri, itip kakmak, şikayet etmek, görevlileri çağırıp barınaklara attırmak yerine, beraberce seyahat etmeleri ciddi bir alkış gerektiriyor.
Borneo’da bulunan erkek (sol) ve dişi Heterodoxus spiniger. C: Natural History Museum Antik Denizciler Sayesinde Dünyayı Fetheden Bir Bit Bu hikaye, parazitik, deri çiğneyen bir böceğin, antik denizciler ve köpekleri sayesinde dünyayı nasıl fethettiğinin hikayesi.
Yüzyıldan fazla bir süredir, bilim insanları, Avustralya’ya özgü bilinmeyen bir bitin dünyadaki köpeklerde nasıl bulunduğuyla ilgili şaşkınlık içerisindeler. Heterodoxus spiniger adlı bu parazit, çevik valabilerin (kangurugiller familyasına ait bir tür) kürklerinde yaşamak için evrimleşmişti.
Fikri destekleyecek çok az kanıt olmasına rağmen, birçok araştırmacı bunun eski zamanlarda dingoyu (Avustralya yaban köpeği) Avustralya’ya getiren Asyalılarla bağlantılı olduğuna inanıyordu. Belki de insanlar daha sonra burada parazit tarafından istila edilmiş dingoları evlerine, Asya’ya geri götürdüler ve parazit, çevredeki köpeklere yayılarak devam etti.
Ancak soruyu en güncel bilgileri kullanarak tekrar ele alındığında, araştırmacılar tamamen farklı bir açıklama yaptı: Asya-Pasifik bölgesindeki eski göç ve ticaret hakkında bilinenlere daha iyi uyan bir açıklamaydı bu.
Araştırmaya göre bu bit, muhtemelen Avustralya’ya değil, uzun tarihi boyunca denizci Asya kültürleriyle yakın ilişkisi bulunan Yeni Gine’ye ait bir türdü.
Bit Firarda
H. spiniger, dünya genelindeki memelilerde, çoğunlukla köpeklerde yaşayan küçük bir bittir. Tutunmak için pençeli bacaklarını kullanarak, beslendiği kanı çekmek için konakçısının derisini ya da saçını ısırır ve çiğner.
H. spiniger’in en yakın akrabaları sadece keseli hayvanlarda, özellikle valabilerde bulunduğundan dolayı, bu bitin mantıken Avustralya içinde evrimleşmiş olması gerekiyordu. Ayrıca Avustralya’nın yerlisi olan dingo köpeklerine yayılması mantıklı görünüyordu.
H. spiniger’in dünya üzerindeki dağılımı. C: Lougoulos and Contos
Araştırmacılar ilk olarak bu bitin Avustralya’dan ne kadar uzağa yayıldığını bulmaya çalıştı. Bu, daha geniş dünyada seyahat edebileceği muhtemel yolları gösterebilirdi.
Dünya çapındaki dağılımının bir haritasını çıkarmak için müze koleksiyonlarına, entomolojik araştırmalara ve veteriner araştırma raporlarına bakıldı.
19. yüzyılın sonlarından günümüze kadar toplanan örnekler, bu türün Avrupa ve Antarktika dışındaki her kıtada bulunduğunu gösterdi.
Ancak Avustralya’da, dingolarda yaşayan parazitin tek bir doğrulanabilir örneği bulunamadı. Tek vakalar valabilerden ve evcil köpeklerden geliyordu.
Bu, geçerli bilgilerin yanlış olduğunu ve başka bir yerde H. spiniger‘in kökenlerinin aranması gerektiği anlamına geliyordu.
Asıl olarak nereden geldi?
Keseli hayvanlar en çok Avustralya’ya ait olmalarıyla bilinmelerine rağmen, çevredeki diğer bölgelerde de bulunur. Valabiler, bir zamanlar Avustralya ile birleşik olan Yeni Gine adasına da özgüdür.
Köpekler de en az dingoların Avustralya’da olduğu süre kadar Yeni Gine’de bulunmakta. Geleneksel olarak, köpekler Papuan köylerinde bakıldı ve valabiler de dahil olmak üzere avlanmak için kullanıldı.
Öyleyse, H. spiniger‘i Yeni Gine’deki bu çevik valabiler ve yerli köpeklerde ve türlerin ilk tanımlanmasından sadece birkaç on yıl sonra bulmak pek sürpriz olmadı.
İşte burada valabilerden köpeğe ilk geçişin gerçekleştiği daha olası bir yerdi. Ama onları Yeni Gine’den ve daha geniş dünyaya kim götürdü?
Dingoları suçlamayın. C: Blanka Berankova
Avustronezyalı yolcular
Yeni Gine ilk kez, Avustralya ile aynı zamanda sömürgeleştirildi. Ancak o zamandan beri, Avustralya ile karşılaştırıldığında, dış dünya ile oldukça güçlü bağlantıları vardı ve 1788’de Avrupa sömürgesi olan Avustralya’dan daha önce çağa yetişti.
Yaklaşık 4.000 yıl önce, Avustronezyalılar olarak bilinen tarımcılar, Okyanusya’daki çeşitli takımadalara yerleşmek için Tayvan’dan yola çıktılar. Beraberlerinde, köpekler de dahil olmak üzere çeşitli yerli bitki ve hayvan türlerini götürdüler.
En az 3.000 yıl önce Yeni Gine’ye ulaştılar. Bu, köpeklerin H. spiniger bitini ilk kaptıkları kritik an olduğu düşünülüyor.
Sonraki yüzyıllarda, Avustralyalılar Endonezya, Filipinler, Melanezya ve Polinezya’nın büyük bölümüne ve Güneydoğu Asya kıtasının kıyı kesimlerine yerleşmeye devam ettiler.
Hatta Madagaskar’a kadar ulaştılar. Yolculuklarının, onları muhtemelen Hindistan ve Orta Doğu kıyıları boyunca Hint Okyanusu’nun kenarına götürdüğü varsayılıyor.
Göçmenlere eşlik eden köpekler, büyük ihtimalle gittikleri her yerde bu bitin yayılmasına yardımcı oldular.
Hawaii’den Madagaskar’a kadar bu muazzam mesafeleri katetmeleri, eski Avustronezyalılar’ın üstün denizcilik becerilerinin kanıtıydı.
Yeni yönler
Yolculuğunun muhtemelen farklı yerlerde farklı zamanlarda ilerlemesinden dolayı, araştırmada parazitin ilk kez dünya etrafına nasıl yayıldığı gösterildi, ancak tam olarak ne zaman olduğunu bilinmiyor.
Avustronezyalılar, bazıları birçok takımada arasında olmak üzere yerleştikleri yerler arasında ticaret yolları kurdular.
Daha sonra, yabancı tüccarlar bu toplulukları daha büyük olan Asya ve Afrika’ya bağladılar ve modern zamanlarda, köpekler talep edilen ürünler olarak taşınmaya devam etti.
Ticaret ve temas muhtemelen H. spiniger‘ın muhtemelen daha da fazla dağılarak yoluna devam etmesine yol açtı.
Malesef, bitin Yeni Gine dışındaki erken varlığını gösterebilecek arkeolojik örnekler yok, çünkü bu tür sıcak, nemli ortamları tercih eder.
Genetik bir yaklaşım, çalışmada ilerlemek için daha iyi bir yol olabilir. Başlangıç olarak, – eğer varsa – farklı bölgelerdeki popülasyonların birbirlerinden ayrıldıklarını görmek için dünyanın farklı yerlerinden örnekleri test etmek iyi olacak.
Bu, özellikle son yüzyıllarda Avrupa sömürgeciliği ile birlikte ortaya çıkan kıta Amerikasına yayılmasının izlenmesinde önemli.
Bu araştırma, tarih öncesi Asya-Pasifik bölgesinde göç, temas ve ticaretin nasıl geliştiğini ve hayvan türlerini (parazitlerin en basit olanı da dahil) nasıl etkilediğinin daha iyi anlamamıza yardımcı olacak.
Loukas Koungoulos. The Conversation.
Makale: Koungoulos, L., & Contos, P. (2019). Global Expansion of the Australian Biting Louse Heterodoxus spiniger Facilitated by Human Transport of Dog (Canis familiaris), and Implications for Prehistoric Cultural Interaction in Australasia. Environmental Archaeology, 1-14.
ROMA UYGARLIĞI : Genellikle kendilerini yunanlıdan ayırmak için traşlı gezerlerdi.Bir oğlanın ilk traşı hayatındaki ilk adımdı, sakallarını doğum gününde dini törenle keser ,özel bir kutuya koyup tanrılara sunardı.Gür sakal için yüzlerine zeytinyagı sürerlerdi. Romada vücud bakımı ve güzellik işlerini kadın köleler yapardı ama özerk çalışanlarda vardı,bunlara tonsor (berber )denirdi.Roma da kadın saçları Yunan etkisinde idi ,kadınlarda sarı saç özentisinden çeşitli bitki sularını saç rengini açmakta kullanır ve altın tozu sürerlerdi bunu Mezopotamya ve Mısırdada görüyoruz. Kadınlar saç tokaları ,harika süsler taçlar kullanırdı gece ve gündüz için ayrı peruklar vardı.Erkeklerde düşük seviyeli halk saç sakal bırakırdı .. Sezar da hergün sakallarını cımbızla aldırırdı 🙂 CERMEN KABİLELERİ: Öyle bir sakal bırakırlardıki traşlı Romalılar hem korkar hemde hayran olurdu.Gençler düşmanı öldürmediği sürece asla saç sakal kesmeme sözü verirdi.Sonraları bu söz intikam yeminine dönüştü ve giderek hep sakallı kaldılar.. MEZOPOTAMYA : Sümer ,Asur,Fenike hepsi sakala önem veriyor üst düzey erkekler uzun örgülü ve kına ile boyanan altın tozu ile pudralanan sakallar..Bazı krallar katipler bronz ustura ile traş ederlerdi örnek kral Gudea M.Ö 2140 sakalsızdır. En önemlisi kıvrık yukarı dönük sakallar hiyerarşi göstergesi idi .Saçlarını senede bir belki yıkayan Mezopotamyalılarda meslekler farklı saç stilleri kullanırdı.
ANTİK YUNAN Antik Yunan da sakal bilgelik erkeklik,güç demek.Sakallar sadece yas ta iken kesilir ve bir erkek öldüğünde sakalı kapıya asılır .Birinin sakalını kesmek büyük hakaret ve suç sayılıyor aynı zamanda sakalı kesien için utanç. Antik Yunan agoralarında saç sakal kesimi yapan berberler aynı zamanda kentin dedikodu kaynagıydı. Spartalılar savaştan kaçanların sakallarının yarısını korkaklıklarını göstermek için keserlerdi. Ergen delikanlılar sakalı çıkıp uzayana kadar saçlarını kesmezdi.Yani antik Yunan sakalı severdi. ANTİK MISIR : Mısır Medeniyeti’nin ilk yıllarında erkekler uzun sakal ve saç bırakıyor.Aslında sonralarıda Mısır kıl sevmiyor ,kafalar hep traşlı ve peruk kullanıyorlar. Firavunlar’ın sakalları ise örülü oluyor ve altın tozu ile süsleniyor. Hanedanlık döneminde saçlarını ve sakallarını tıraş etmeye başlıyorlar. Varlıklı Mısırlılar kendileri tuttukları berbere her gün saçlarını kafaları parlayacak kadar tıraş ettiriyorlar. Tıraşlı olmamak düşük bir statüyü simgeliyor. Firavun öldüğünde bir berber ve onun favori tıraş bıçağı ile beraber gömülür. Böylece bir sonraki hayatında da tıraş olabiliyor. Mısırlılar saçtan kurtulsa da sakal yine de büyük bir önem taşıyor. Firavunlar sadece çenesinde sahte bir sakal takıyor. Bu sakala “Osird” yani yüce sakal deniyor. Eski Mısırda ne kadar uzun bir sakala sahipseniz o kadar güçlü bir erkek ve yüce olduğunuzu gösteriyor. Bu yüzden Firavunlar en uzun sakala sahip oluyorlar . Yaşarken sakalları her zaman düz duran Firavunların vefat ettiğinde sakallarının ucu yukarıya doğru bükülüyor bu da onların Osiris olduklarını yani ölüm ve bir sonraki hayatı simgeleyen bir tanrıya dönüştüklerini simgeliyor.Antik Mısırda tüm vücud kıllarının temizlenmesi kötü ruhların kıl aracılığı ile vücuda girecegine inanmalarındandır. Derleme: Beste Kaya
3 Şubat 2020 Pazartesi
Aki Sotheby's müzayede salonundan yapılan duyuruda Empresyonist ve Modern Sanat Akşam Satış, 12 Kasım 2019, NY : Gustave Caillebotte, Richard Gallo et oğlu chien Dick, au Petit-Gennevilliers imzalanmış G. Caillebotte ve tarihli 1884 (alt sol), yağ, Tuval, 89 ile 116 cm. 1884. Için satılan 19,686,000 USD.